9 Nisan 2010 Cuma

ARILAR

Bazen içimden tembellik yapmak geliyor.”İşler biriksin, halim yok!” diyorum.Çalış, çalış nereye kadar dediğim de oluyor.Sonra da “Hadi canım, sen çok mu çalıştın!” diyorum kendime.Çevreme bakıp çalışma isteğimin geri geldiği veya tümden çalışma isteğimi kaybettiğim de oluyor.Gerçekten de bıkkınlık hissettiğim anlarım var.Defalarca aynı şeyi tekrar yapmak zorunda kalanlar beni anlayacaktır. “Yeter artık kimseye yardım da etmeyeceğim, kim bana yardım ediyor” dediğim zamanlar da var.(Benim gibi “hayır” demesini bilmezseniz sonunuz bu olur.). “Böyle gelmiş böyle gitmez” deyip isyan ediyorum arada.Arada takdir edilmek istiyorum, sözlerin gerçek olup olmadığını ayırt edebilcek kadar zekaya sahip olsam da övülmek iyi geliyor bazen.Beni de sık sık övsünler istiyorum.Saygı bekliyorum herkesten, en az gösterdiğim kadar.Hep keseri kendine yontanlardan sıkılıyorum ve bencillik etmek istiyorum bende.Ben de insanım diyorum, benimde hakkım var herşeye.Tüm bunları düşünüp bunaldığım günlerde aşağıdaki yazıyı okuyorum.Bir arı kadar olamadık dememek için yola devam edelim istiyorum.Bazen zor oluyor biliyorum ama hayat böyle!!Sevgiyle kalın…
“500 gram bal için arılar, 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konup kalkıyor. Bir kg bal için ise 40 bin tane arı, 6 milyon çiçeği dolaşıyor. Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor, 100.000 km. kanat çırpıyor. Bu deli çalışmanın arasında, Dönüp"öbür arı benim kadar dolaşıyor mu?" diye kontrol gereği de duymuyor.

Birbirlerine tam bir güven içinde sadece hedeflerine odaklanmışlar!... Bir bilgisayar saniyede 16 milyar aritmetik işlem yaparken, bilgisayarın doğadaki rakibi bal arıları bu sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapmakta.

Bir koloninin pazarlanacak 1 kg bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için, 8 kg bal tüketmesi gerekiyor . Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi demek... Onlar bu işi canla başla yapıyor, ve genetik olarak nesilden nesile aktarılmış bir tembellik asla söz konusu olmamış! Bu arı cumhuriyetinde cinlik yapmak için "birkaç gram bal da kendime saklayayım" diye peteği hortumlayana da şimdiye dek rastlanmamış.
Hepsi Güneşin "kalk" ziliyle çalışmaya başlayıp, Güneşin "paydos" ziliyle dinlenmeye çekiliyorlar.

Hiçbir arı, "kraliçe hanım işin kaymağını yiyecek diye ben geberene kadar çalışmam abi..." de dememiş, Kovandan çıkınını alıp başka yollara düşüp başka bir kovanda cumhuriyet kurmayı da düşünmemiş! Karşı kovandakileri kıskanıp o peteğe dadanmamış!

Her bir petek gözünün altıgen prizma şeklinde inşa edilmesi esas peteğin direncini sağlıyormuş. Bu nedenle kilolarca balı rahatlıkla taşıyabiliyor. "Gerçekten de en az balmumu harcayarak, maksimum ölçüde bal depolamak için en uygun şekil, arıların inşa ettiği altıgen prizmadır" diye onaylıyor fizikçiler.

Hadi bakalım arılardan özür dileyelim, onlara "hayvan" dediğimiz için. Elin hayvanı düzen tutturmuş, milyon yıldır hayatına fesat sokmadan sürdürüyor yaşamını. Arıların "ayıkla pirincin taşını" diye bir sözleri de yok. Başka arıların yaptıklarını, onlar hayatlarını kısıtlayarak temizlemek zorunda değiller!..
Siz hiç arıyı sokan bir arı biliyor musunuz?”

SEZEN (GAZETE YAZISI 2007)

2 yorum:

adeta123 dedi ki...

Siz bu köşe yazılarınızla köşeyi dönememişsiniz ama köşeyi aşmışsınız.Zarif anlatım gördüm.

Kelimeler Dunyasi dedi ki...

Teşekkür ederim, o sizin zarifliğiniz....